Etkin Ciftci
14 August, 2009
14:07

ICC V4′e hazır mısınız?

Uluslararası Renk Konsorsiyumu’nun 2001′de duyurduğu ICC V4 pek çok uygulama tarafından kullanılmaya başlandı. ICC v4 farklı sistemlerdeki uygulamaların üretiği dijital görüntülerin aynı renk profili ile tanımlanması sonucunda her sistemde renklerin aynı şekilde görüntülenmesini sağlıyor.

Renklerin her sistemde aynı görütülenmesi pek çok başka etkene de bağlı olduğundan bu problemin sadece ICCv4 kullanmakla çözülmesini tabiki beklemiyorum. Ancak farklı sistemlerde birbirlerini davam ettiren grafikler üretiyorsanız ( örneğin evde pc, işte mac gibi) bir profil sorunu yaşamanız olası. Bu yüzden tüm tarayıcılar ICCv4 destekleyene kadar hiç profil kullanmamak şu an için en iyi seçenek gibi görünüyor.

Adobe’nin görüntü işleme ve çizim programlarında dosyanızı kayderderken “Embed ICC…” onay kutusundaki seçimi kaldırmanız şu aşamada yeterli olacaktır.

embed_icc

Safari’nin son sürümü ICC v4 destekliyor. Firefox’un son sürümünde ise bu durum  tercihe bırakılmış. Eğer Firefox’da da ICC v4 kullanmak istiyorsanız: about:config adresine gidin ve gfx.color_management.enabled” satırını true’ya çevirin.

Kullandığınız tarayıcının ICC v4 kullanıp kullanmadığını test etmek için http://www.color.org/version4html.xalter adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kaynaklar

http://www.color.org/v4spec.xalter
http://www.color.org/version4html.xalter
Test ve görsel Lars Borg, Adobe Systems, November 2003. Gömülü profiller Adobe Systems tarafından sağlanmıştır. GBR, bir Green-Blue-Red renk uzayıdır.

Etkin Ciftci
31 March, 2009
1:58

Yüklenme Süresi Derken?

Nielsen ve pek çok uzman kullanışlılık açısından web sitelerinin hızlı yüklenmeleri gerektiğini söylüyor. Elbetteki bu hiç kimsenin itiraz edemeyeceği  bir gereklilik. Hızlı olması mümkünken, neden yavaş olsun ki?

Bu gereklilik özellikle 90′ların sonu ve hatta 2000′lerin başında gerçekten de önem taşıyordu. Ancak yine aynı yıllarda User Interface Engineering’de yayınlanan bir makaleye göre;

  1. Kullanıcıların yüklenme süresi algısı ile fiili yüklenme süresi arasında hiçbir ilişki yok.
  2. Kullanıcıların sitedeki işlerini tamamlayabilmeleri, yüklenme süresinin hızlı olduğunu sanmalarına yol açıyor.

Tam da bu aşamada optimizasyon konusu devreye giriyor. Web sitelerini hızlı yüklenmeleri için optimize etmek derken asla resimlerin çözünürlüğünü küçültün, veritabanı talep sayısını azaltın gibi öğütler vermek değil amacım. Tam tersine doğru bir sistem tasarımı ile zaten bu yöntemlere ihiyacınız olmayacağının altını çizmek istiyorum.

Kullanıcı Merkezli Optimizasyon

Optimizasyonu yayına açılan web sitesi/uygulamasının çeşitli standartlar ve gerekliliklere göre yeniden düzenlenmesi, gerekli olmayan bölümlerinden arındırılması süreci olarak tanımlayabiliriz. Arama motoru, güvenlik, performans gibi pek çok açıdan verimi artırmak için yapılan işlemlerdir aslında.

Aslında son kullanıcının deneyimini ölçümleyerek ve hatta daha işin başında kimi önkabuller ile hareket ederek kullanıcı merkezli bir optimizasyon da yapabilirsiniz. Özellikle sadece sunuşa yönelik değil ama kullanıcı tarafında birbirini takip eden işlemlerin yapıldığı bir web uygulamasıysa söz konusu olan(eticaret siteleri, sosyal ağlar, portal ve intranetler vb)  kullanıcı merkezli optimizasyon kaçınılmazdır.

Peki Kullanıcı Merkezli Optimizasyon Nasıl Yapılır?

Nitelikli bir çalışma gerektiren kullanıcı merkezli optimizasyonda teknik mimar, etkileşim tasarımcısı ve proje yöneticisi mükemmel bir uyum içinde çalışmalıdır. Her web projesinin farklı ihtiyaçları, sunuş süreci(sürekli gelişen, aşamalı gelişen gibi), amacı olabilir ve bunlar kullanıcı merkezli optimizasyonun temel belirleyicileridir.  Yine de indirgenmiş bir örnekle konuyu özetlemek istiyorum.

Örn: Etkileşimin Zaman Kontrolü

Uygulama içindeki bir eylem ile ilgili geri bildirimin her zaman o eylem yapıldıktan sonra verilmesine gerek yoktur. Yani A kişisinin B kişisini arkadaş olarak eklemesi gibi rutin bir eylemin doğal sonucunu ekrana basmak için kullanıcıyı bekletmek gerçekten gerekli mi? Evet, kimi durumlarda o kadar da gerekli olmayabilir. Örneğin kullanıcı eklendi yazısını okurken ekleme işlemi hala sürüyor olabilir, ve muhtemelen okumayı tamamladığında yeni bir arkadaşı olacak.

Buna benzer örnekler çoğaltılabilir. Tabi her vakanın kendi bağlamı, amacı ve kullanımı içinde değerlendirilmesini gerektiğini unutmamak gerekiyor.

Bengi Turgan
9 January, 2009
6:16

Internet’in Tarihi

Almanya’da yaşayan tasarımcı Melih Bilgil‘den, ikonografi ve monokromatik elemanlarla süslenmiş güzel bir İnternet Tarihi sunumu.



Etkin Ciftci
12 December, 2008
4:18

Düğmenin Kullanıcıyla İmtihanı

Arayüz tasarımında sıkça fiziksel objelere, sistemlere referans verilir. Masaüstü, dosya, klasör ve fare gibi benzetmeler arayüzlerin karşılanabilirliği konusunda etkileşim tasarımcılarının imdadına yetişegelmiştir.

Levent metro durağındaki Pepsi otomatı tersi yönde bir eğilimin de olduğunu işaret eder nitelikte. Mevcut ürün gamının uzaktan da görülebilmesi, daha yakına gelmeden hangi düğmeye basılacağı bilgisinin kullanıcıya iletilmiş olması önemli birer detay. iPhone ve benzeri dijital arayüzler de kendi kullanım alanlarını ve kullanıcılarını dikkate alarak tasarlanıyor. Dolayısıyla bu etkilenime pek de şaşırmadım.

Sade, işlevsel ve algılanabilir (karşılanabilir) dijital arayüzlerin endüstriyel tasarımlara yön verecek bir niteliğe ulaşması sevindirici. Aşağıdaki ters-örnekte bir butonun tüketiciyle iletişim kurma çabasını çok net gözlemleyebilirsiniz.

Etkin Ciftci
10 December, 2008
14:38

Fare 40 Yaşında

9 Aralık 1968′de Stanford Araştırma Enstitüsü’ne bağlı Augmentation Research Center (ARC) Dougles C. Engelbart öncülüğünde bir demo yaptılar. Daha sonra “Bütün demoların anası(mother of all demos)” olarak anılan bu sunumda bilgisayar faresi, ağ üzerinde hyperlink, gerçek zamanlı metin düzenleme, farklı görünümlerde çoklu pencere kullanımı, cathode ekran tübü (LCD’ye kadar kullanılan tüplü ekranlar) ve ekran paylaşan telekonferans sistemleri ilk kez kamuya sunuldu.

Artık günlük hayatımızın parçası olan ve daha yeni yeni yerinde daha iyilerini koymayı becerebildiğimiz bu teknolojileri Engelbart ve arkadaşlarına borçluyuz.

Fare’nin yaygın kullanımı patentinin süresi dolduktan sonra gerçekleştiği için Engelbart’ın bu işten çok para kazanamadığı söylenegelir hep. Gerçekten de çağının ötesinde bir teknolojiydi “fare”. Sadece elekronik aksam ile uzaya gidilen, çogunlukla dönülemeyen bir dönemde sadece dijital telnolojisi ile değil ergonomisi ile de çığır açan bir yöntem geliştirilmişti.

Masaüstü bilgisayarların yerini dizüsü olanlara(dolayısıyla trackpad’e) bırakması, dokunmatik ekranlar gibi gelişmeler farenin ikinci bir 40 yıl daha göremeyeceğini işaret ediyor. Yine de geride bıraktığımız 40 yıla şapka çıkarmak gerkiyor!

Etkin Ciftci
8 December, 2008
13:58

Internet Kullanımı Artıyor, Kurumsal Web Siteleri Düşüşte.

28 Kasım 2008′de Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlanan verilere göre 2007′ye kıyasla 2008 yılında şirketlerde bilgisayar kullanımı %2, internet erişimi %4 artarken, web sitesi sahipliği %1 oranında düşmüş.

Aynı rapora göre tüm kurumların en az bir bilgi teknolojileri uzmanı çalıştırma oranı 2007′de %10.3 iken 2008 itibariyle bu oran %12.5′a yükselmiş.

Bu yıl kurumların %15.4′ü internetten sipariş verirken, %9.4′ü ise internet ortamında sipariş almışlar.

Kurumların kamu otoriteleriyle internet ortamında etkileşimi 2005′e kıyasla %5 artarak %68.8′e yükselmiş. Bunun büyük bir kısmı online vergi ve uçuş işlemlerinden oluşuyor olmalı.

Etkin Ciftci
7 December, 2008
12:56

Yol mu, yordam mı?

Jan Chiphase tarafından çekilen yukarıdaki fotoğraf Tokyo’nun Ebisu semtine ait. Farklı ihtiyaçlar için hazırlanmış farklı ölçeklerdeki bu haritaların yerine ne koyabiliriz diye düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şey cebimizde taşıdığımız mobil haritalardır. Peki gerçerçekten de cepteki mobil haritalar bu paftaların yerini tutabilir mi?

Bölgesel haritalar her semtte, alışveriş merkezlerinde, otobüs durakları gibi toplu taşıma ile ilgili alanlarda bulunur. Buradaki temel fikir ihtiyaç sahibinin konumunun bilinmesidir(Şu an buradasınız). Mobil cihazlar buraya kadar çok kullanışlılar. Çünkü konumunuzu siz hareket halindeyken bile saptayabilir, ve ihtiyacınız olan harita dinamik olarak mobil cihazınıza yüklenir.

Oysa, zaten harita bile tek başına yeterince yer işgal ederken bir de konumla ilgili içeriğin küçük mobil ekranlarda gösterilmesi çözmesi kolay bir problem değil. Senin konumunu biliyorum, peki bunu sana göstermeme gerek var mı? Belki de artık programlama tatminini bir kenara bırakıp, problemin kendisini çözmeye odaklanmamız gerekiyor.

Haritaları unutun!

Cevahir Alışveriş Merkezinde bir örneğini bulduğum kapalı rehber uygulamasının üzerinde düşünmek faydalı olabilir. Alışveriş merkezinin kendi kod ve numaralarını kullanan bu rehber sayesinde aradığınız şeyi bulmanız hiç de zor değil. Yeter ki içeriği iyi sınıflandırabilelim. “Öğrenen” yöntemlerle bunu yapmanın, alışveriş merkezi ölçeğinin dışına çıkmanın zor olmadığını biliyoruz. O halde nerede olduğumun ne önemi var? Benim bir coğrafi haritaya ihtiyacım yok, nerede olduğum değil, etrafımda olan biten lazım bana.

Cevahir Mall Guide

Etkin Ciftci
30 November, 2008
4:46

SGH için Yön Bulma Tasarımı

Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, Yeni Terminal Binası, İlave Apron, Katlı Otopark ve Mütemmimleri için, Yön-Bulma Tasarımı Şartnamesi’ne aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz. 15 Aralık’a kadar teslim edilmesi gereken nihai tasarımı B.A.K.V.A.G değerlendirecekmiş.

http://www.bakvag.yildiz.edu.tr/files/SG-TR.pdf

Bengi Turgan
15 November, 2008
23:38

Ya olduğun gibi etiketle ya da etiketlediğin gibi ol!

Jonathan Feinberg’in www.wordle.net adresinde yayınladığı projesi; kendi girişini yapacağınız ya da belirleteceğiniz bir url’deki metninden veya bir delicious kullanıcısının etiketlerinden bir kelime bulutun yaratan online bir oyuncak. Bilende halkının delicious taglerinin wordle’lanmış hallerini aşağıda sunuyorum.

Bu görselleştirmeyle delicious verisinin bizler hakkında verdiği bilginin nerelere çekilebileceği cereyan etti zihnimde. Örneğin zaman tabanlı bir ilgi alanı kayması (interest shift) ve ağımızdaki arkadaşlarımızın buna etkisi rahatça görselleştirilebileceği gibi, delicious tüm kullanıcılarından edindiği ilgi alanı kayması örüntüsüyle bana önümdeki bir yıl boyunca boş vakitlerimde ağımdaki hangi arkadaşlarımla takılacağımı önerebilir. Hatta bu önermeyle x zaman birimi içinde yakınlaşmak istediğim insanları ilgili url’lerde önerilen etiketler arasında listeleyerek bana yol gösterebilir. Seni gidi delicious!

Barış’ın Delicious Etiketleri

Bengi’nin Delicious Etiketleri

Etkin’in Delicious Etiketleri

Bu arada Türkçeleştirilmiş WordPress kullanmanın tatlı şaşkınlığıyla yukarıdaki resimleri yazıma eklerken şirketçe gördüğümüz “Kütürdetiyor” ibaresi bizi bizden aldı. Lokalizasyon konusunda tez birşeyler yazıla…

Etkin Ciftci
1 October, 2008
19:40

Hizmet Tasarımı

Emotional Design ve ve The Design of Future Things gibi kitapları ile endüstriyel tasarımcılar nezdinde özel bir yeri olan Donal Norman yeni kitabını hizmet tasarımı üzerine yazacakmış. Jeff Howard, Norman’ın geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı bir konuşmanın metnini ve podcast‘ini(64.8 mb) hazırlamış.

Konuşma, John Maeda’ya çeşitli göndermelerle başlayıp, Apple, Disney, Four Seasons gibi şirketlerin hizmet modelleri ile dallanıp budaklanıyor. Tasarım etkinliğindan “problem çözmek” olarak bahsederim hep. Burada problem sahibi “bir” kişi olabileceği gibi belli bir grup veya toplumun kendisi de olabilir. Aynı şekilde problemin konusu da mimarlıktan, makina tasarımına, bilgi tasarımı ve endüstriyel tasarıma kadar uzanabilir.

(more…)

Copyright © 2010 Odak